kusura bakilmasin

14 yorum var - 07 Ağustos 2008 20:22

gun gectikce karisan,icinden cikilmaz hale gelen ulke'm...

her olayda yuregim agzima geliyor artik...
her gecen gun gazeteleri okumak istemiyorum....
haberlerden uzak durmak istiyorum...

o yuregimin uzerinde ki kucuk kus okudukca daha da hizla kanat cirpiyor cunku....

istanbul buyudukce buyuyen,sanki farkli bir rotadaymis hissi uyandiran istanbul'um....bas tacim....kralice'm...

ailem,sevdiklerim,arkadaslarim....hepsi sende...

simdi aldigim haberler ile ellerimin buz kesmesine,gozlerimin bugulanmasina sebep oluyorsun...

uzakliklara lanet ediyorum...
her baslikta ayri bir titriyor kalbim,,,, simdi acaba ne oldu diye...
birileri bu durumu kaniksiyor olabilir...ben yapamiyorum...

allah'tan birkac hafif yarali haberi aldik...

bunu soyleyebilir hale geldik....
peki ya sonra?sonra neler olucak?
peki ya sadece yarali haberi ile kalmayan,ismi o uzun listelerde gecenler...onlarin yakinlari?onlarin yurekleri....

ve bunu amaclari ugruna gerceklestirenler...sacmaliklar toplulugu...insan suretinde gezen varliklar...

bir sey diyemiyorum..dilim damagima yapisiyor....sekerim dusuyor....anksiyetem artiyor....hizla ve hizla...

ve yine o his....

ne yazik ki kafanda kurdugun, o ucaga bindiginde aklina gelen sacma felaket senaryolari sanki gercege donusuyor gibi geliyor insana...
dua ediyorum daha cok.......

sehrin merkezlerinden birinde havan toplari,mermileri her neleri ise....ucusuyor....aman allah'im kabus olmali bu....

...

simdi yola ciksam 8 saatten once ulasamam...ne berbat bir hal....

dua ediyorum....yine sigara icmeliyim...
........

mus,malazgirt,tunceli....
diger yandan polis'in vurup,olume terkettirdigi cocuk...

...
aman allah'im...
psikolojimizle oynuyorlar, oyuncak gibi...nereye gitti,kardeslik cagrilarimiz,nereye gitti? barisi seven insanim..nereye gitti??

biz birbimize bir fincan kahve verdik mi geri almayan insanlardik?
utancimizdan.......biz parasi olmayan komsularimiza kalplerini kirmadan yardim toplayan insanlardik....komur tasirken yardima kosardi mahalle cocuklari....
....yaz geceleri sokakta oynarken mahalleniz kizlarini, mahallenin abilerine emanet ederdi bizim annelerimiz...
.......

....hani bu ulke inanan bir ulkeydi...aksam ezaninda eve giden cocuklardik bizler....hani bizim insanlarimiz hosgoruluydu...komsu teyzenin beli agriyor diye posetini tasiyan gencler,,,, bunlari yapiyor olamaz....

biz kedileri kopekleri bosuna besledik,cocuklarimiza ayni sevgiyi veremediysek/////ne onemi var baska seylerin....

sersemliyorum...yakinlarini kaybedenlerin hallerini kafamda canlandiramiyorum bile....

...bu psikolojik savasta yenilmemeliyiz diyorum...yenilmemeliyiz hala insanligimizin varoldugunu gostermeliyiz.....

sapasaglam durmaliyiz....zor belki daha da zor olucak...ama yapmaliyiz,cikar yolu yok....
teslim edemeyiz,teslim olamayiz....

ne berbat bir sey bu uzaklik...

7 yorum var - 06 Ağustos 2008 03:02

eglence guzel bir olgu,lakin biz topluca bokunu cikartiyoruz,kaldirabilen var ,kaldiramayan var.....

...hem insanlara igneleyici asirilikta yapiyorum diyerek, hakarete yonelen herkesi karsiliyorum....

beni ilgilendirmez,anlamayan derdine yansin hali ,tavri ise hic tasvip edilicek bir tavir degil,,,o daha beter igrenc...

burnunuzu kaf dagindan indirin biraz, insanlarin arasina karisin...cok siritiyorsunuz ve duruyorsunuz....

...hic kimse insanlara gore yasamiyor lakin isleri saygisizlik boyutuna getirmek, ediyorum safsatasina siginmak ayri bir denyoluktur....gidin kendinizi baska yerlerde pohpohlatin...

kustahlastikca komik oldugunuzu,komik oldukca sisirildiginizin farkinda degilsiniz...birileri size saksakcilik yapiyor diye,kendinizi kaybettiniz,tabiri caiz ise cildirdiniz...salyalariniz sicriyor saga sola....
basitlestikce daha cok seviliyorsunuz,,,kulliyen yalan...onlarda baskalarina sirin gorunme cabasindan...sinekten yag cikarma menfaatciligi....
hayati kaile almiyorum cok ozgur ve rahatim tavri nereye kadar prim yapicak bilmiyorum...ne orjinalliginiz var ne de cool???!!! tavriniz..sandiginiz gibi degil disardan goruntunuz.....yani ...

tanimadiginiz insanlar ile hele ki boyle usluplarla iletisime gecme hakkini kendinizde nerden buluyorsunuz bilinmez....

ama cok oluyorsunuz....yasamin bazi hassas noktalarinda bir seyleri ciddiye alin......sizin icin onemsiz olan bir sey bir baskasi icin cok onemli olabiliyorken nasil da bu kadar rahat olabiliyorsunuz anlamis degilim...

kendinize ceki duzen verin ,yapamiyorsaniz baskalari sizin yerinize gonullu olarak yapicaktir....

1-ayrica hic umrumda degil ,2-sen ne diye kasiyorsun diyenlere iki cevabim var,,biri sanane ,,,,,,ikincisi benim umrumda...

...

simdi ruhsuz ve bakis acisindan yoksun,azgin ve duyarsiz ,....ac bunyelerinizi doyurmaya devam edin..ama simdilik....

7 yorum var - 03 Temmuz 2008 13:40

bir gece uykusundan uyanmistim,
seni sevmedigimi cok soyledim kendime,
nefret ettigimi hatta,
seni bizden almasi icin dua ettim cok,
simdi pismanim,cocuklar herseyi anlayamazlar,

esyalar elimizde uzun otobus yolculuklari oldu yasamimiz,

yasamimiz acik kalan ocaklar gibi gaz sizdirdi hep bizi zehirleyen,

tum dogum gunlerim hickiriklarim oldu sayende,

gidislerin hep sevincim olurdu,
o ortanca dolu bahcelerde,

cicek kokan sabahlar hep sevinc oldu,
gece yarilari hep otobus garlari,
yalinayaklik hep otobus garlari,
yahut yasaklar oldu yalnizligim,

ne zaman bir otobus garina gitsem,simdi icimde ayni tuhaf endise,
korkunun kokusu burnumda,

insan bir tek seyden korkmali,
halbuki ben en cok senden korktum,
cok agladim sesinin irkiltisi ile,

uykularimi bolen hep sen oldun,
hep sen oldun ,
ona aglamayi ezberletirken,
her yorgan benim siginagimdi,
sabah kadar tavana vuran soba isigiyla
uyuyamaz oldum cok zaman.

ilkokula baslayana kadar seni dunyada ki en uzun adam sandim,
en guclu,en kizgin,en urkutucu
en biyigi guzel, en yakisikli,

korkumun uzerine gecemedi sevgim,
sebebi de ben degildim.

yine bir yolculuk oldu bizi ayiran,
bana korku ve huzunle karisik bir sevinc kaldi,
o zaman....
yeni bir yasam senden uzakta,
hep huzur sozleri soylendigi kulagima,

sen yine birakmadin pesimi,
ve nerede belirsen hep ayni sanci yuregimde endiseyle,

ne zaman ki o zaman bitti,
saklanis dolu gecen okul gunlerim,
sevgini biliyordum da senden nasil korkuyordum analamdin baba,

sana gelemeyecegimi soyledim ne zaman,
ki buyumustum
bilemedim o ipin bizi ayiracagini,

bilemedim o mutlu aile anilarinin da oldugu odada olacaklari,

bilemedim kendine kizginliginin bir gun seni yok edecegini...

....

hic mi sevmedin beni diye soruyorsan eger??

....

unuttugumu dusunme her dogum gunumde gozyaslarimdan sonra ,
gelen en guzel pastalari,
hic unutmadim saka kuslarimi,
bahcede ki kumesi,
akvaryumumu,agzi anason kokan kizim sesini,
saclarimda gezinen elini hic unutmadim...

..kokunu hic unutmadim baba,
anason ve tutun kokunu,
hic iyi sozler soylemediler senin icin
merhametsizdi,anasona yenikti,sevgisizdi deyislerine
aldirmiyorum uzun zamandir,

beni yollamadigin kandil dualarina
simdi katiliyorum ama senin icin ,
sana ulassin istiyorum ,

cocuk iken agzima almaya korktugum o allah adini,
simdi senin icin de aniyorum baba,

o fotografi sakliyorum hani bas ucunda buldugum fotografimi,
bakamiyorum cogu zaman ama sakliyorum,
seni yuregimde sakladigim ve ozledigim gibi,
her daim yuzune bakamasamda bu ozlemin,

o kiz buyudu ve seni ozluyor ,
seni taniyamamanin,tum kotu anilarimin
aksine hala seni seviyorum baba...
gucluydun,zayiftin,her insan gibi

seni ebediyete yolcu ederken,
o evin kapisindan gecerken,
amcama her bakisimda, hep buradasin
yaptiklarin affedilmez gibi gelebilir
ama sanirm ben seni coktan affetmisim baba,

gidisinde bile tum asiligini koydun arkanda,
inancsizligini,
sana fayda getirmedi ,bizede hic bir zaman,
simdi bekliyorum ve dua ediyorum,
bilmiyorum gorusebilir miyiz bir daha
dunya gozuyle olmasa da?

kendine yarattigin dar agacin,
sondu,baslangic oldu,
simdi bunlari biliyor olmalisin,

bu aralar her sabah uyandigimda aklimda sen varsin,
tum gozyaslarim sana baba,
simdi zulfu livaneli soyluyor,
ahmet kaya cocukluk ninnilerim,
seni hatirliyorum nerede duysam,

seni unutmuyorum hic,biliyorsun,ozlemimi

dualarim,gozyaslarim,
yurek sancilarim,hepsi sana baba...

bir olum gunu degil ,
ve aslinda belki de benim

1 yorum var - 30 Mayıs 2008 20:48

Almanya doğumlu Yahudi girişimci ve iş adamıdır.

Modern bankacılığın ve küresel ekonominin kurucularından kabul edilir. Dünyanın en zengin ailelerinden birini kurmuştur. Almanya'da ufak tefek bankerlik işleriyle başlamıştır.Daha sonra 'ye göç eden 5 oğlunuda 'ya göndermiştir. Bankerlikle temeli atılan Hanedanlığın bu sayede inanılmaz bir bilgi ağı oluşmuştur.

Savaş ticaretleri ve ün kazanmaları ise 'un İngiltere ile yaptığı ile başladı. Waterloo savaşında İngiltere'ye mal kaçıran ve birlikleri finanse eden ,bu dönemde bir yandan savaşı finanse ederken diğer yandan da hükümetlere yüksek faizle borç veriyordu. Waterloo savaşı'nın sona ermesini ve Napolyon'un kaybettiği haberini kurdukları geniş istihbarat ağı sayesinde ilk olarak Rothschild'ler öğrendi. Nathen Mayer Londra borsasında elinde bulunan bütün hisseleri satmaya başladı. Bu da Napolyon'un savaşı kazandığı izlemi doğurdu. Diğer herkes de Nathen Mayer Rothschild'i izleyerek hisselerini satmaya başladı. Nathen bir yandan da bu hisseleri toplattı. Ertesi gün Napolyon'un savaşı kaybettiği haberi geldi. Rothschild'ler bu bilgi sayesinde bir gecede büyük bir servet elde etti.
Ayrıca kardeşleri sayesinde 'da bulunan İngiliz ordusunu finanse etmek amacıyla 'dan altında taşıdı. Bu çabaları Nathen Mayer Rothschild'e unvanı kazandırdı. Ayrıca bu sayede Rothschild ailesi üyeleri İngiliz meclisine girmiş ve Baron unvanı almıştır. Savaşın sonunda ise Rothschild ailesi 'ya borç vermeye başlamıştı. Avrupa'da bir çok hükümeti borçla haraca bağlayan Rothschild Hanedanlığı sayesinde Uzakdoğu ile tanıştı.
Bu dönemde Çin'de afyon ticareti yapan İngiliz tüccarlar Çin İmparatorluğu ile ters düşmelerinin ardından İngiliz Kraliyetinin desteğini almak için Rothschild'lere başvurmuşlardı. İngiliz Kraliyetini ikna etmeyi başaran Lord Rothschild Afyon Savaş'nıda finanse etmeye söz verdi. 'in mağlubiyeti ile biten savaşın ardından Rothschild ailesi, İngiliz hakimiyetine geçen . Burda kurdukları (Hong Kong Shangai Bank Corporation) sadece Rothschild'lerin para baronluğunun dünya üzerinde tescillenmesini sağlamamış aynı zamanda afyon ticareti de Rothschild'lerin tekeline geçmiştir. 19.Yüzyıl Rothschildler için çok yoğun geçmiştir. 'da sanayi devrimi sonrası gibi bir çok şirketin kuruluşunu finanse etmiştir. Ayrıca bir yandan da Amerika kıtasına geçerek altın uğruna yerli katliamlarında önemli rol oynamıştır. Amerika kıtasının yeraltı zengiklerini keşfeden Rothschildler ilgilerini altın ve diğer madenlere kanalize ettiler. topraklarının çözülmeye başlamasıyla birlikte Rothschild'ler iki koldan 'ya sızmaya başladılar. Bir kolunu 'ın oluşturduğu sızmanın en önemli nedeni Mezopotamya'daki zengin petrol kaynakları oluşturuyordu. ile Irak pazarına girdiler.

Diğeri ise bölgenin güneyinde siyonizm'i siyasal ağırlık merkezi haline getirerek sızmaya başladılar. topraklarının Osmanlı'dan ayrılmasıyla harekete geçen Lord Rothschild İngiliz hükümetine baskı uygulayarak 'nu yayınlatmayı başardı. Ayrıca diğer tarafdan da Filistin topraklarının satın alınması için bir fon oluşturdu. Böylece Filistin topraklarının en verimli yerleri Yahudilerin eline geçmiş oldu. Ayrıca 2.Dünya savaşında Rothschild'in parası 'e sermaye olmuştur.
ndan sonra ekonomik anlamda adeta yerle bir olan Almanya'nın yeniden inşasıda Amerika'lı finans çevrilerine ihale edildi. Başta olmak üzere Rothschild'lerin Amerika'daki uzantıları olan finans kurumları önce " Dawes planı " sonrada "young planı" ile 1924 yılından sonra Almanya'yı adeta paraya boğdu. Böylece Hitler 'in inanılmaz yükselişine zemin hazırladı. Hitler'in savaştan önceki yıllarda inanılmaz savunma harcamaları ve büyüyen askeri gücü Rothschild hanedanlığının yardımı ve onayıyla oluşturuldu. Amerikalı tarihçi Anthony C. Sutton 'un "Wall Street ve and the Rise of Hitler" adlı kitabında bu denetimi özetlerken Amerikalı finans kuruluşlarının sadece Almaya'nın yeniden yapılanması için değil bilinçli bir şekilde Hitler ve onunla birlikte yeni bir canavarın doğuşunuda sağladıkları iddaa ediliyor. Ayrıca başka kişiler tarafından bu sayede İsrail'in kuruluşuna bir zemin hazırlandığı, Afrika'da ise elmaslar için iç savaşları desteklediği iddaları vardır. Rothschild ailesi son 200 yıldır, dünyanın en zengin ve nüfuzlu ailesidir. Tek başına olduğu iddia edilebilir. 2007 yılında, servetleri , kontrol ettikleri para ise olarak tahmin edilmektedir. yaklaşık 80 yıl boyunca yönetmişlerdir. en çok tanınan ve bilinen şirketleridir. ailesinin 'i kurmasını finanse etmiş, bu sayede de halen gibi şirketleri de dolaylı olarak kontrol etmektedirler. Dünya elmas ticaretinin 'i bu aile tarafından yapılmaktadır. 2001 yılında kapanmış olan ile 2000 yılında Fransız devletine sattıkları ' ın da kurucuları ve sahipleridir. Fransız şarap endüstrisinin yarısı ellerindedir.

17 yorum var - 29 Mayıs 2008 12:56

Tarihi milattan önceki yıllara uzanan Persler, bundan 2.500 yıl önce Büyük Kirüs zamanında parlak bir imparatorluğa kavuştu.

Büyük Kirüs'ün MÖ 539 yılında, Babillileri yenilgiye uğratması ardından hazırlattığı ve Babil halkına "adalet, merhamet ve yüce gönüllülük ile muamele etmeye kararlı" olduğunu anlattığı yazıt, kimi uzmanlarca dünyanın en eski İnsan Hakları Sözleşmesi kabul ediliyor.

Kral Kirüs'ün soyundan gelen, ülkesinin varisi olan İran halkı günümüzde sadece petrol zengini bir ülke olarak algılanmaktan rahatsız. Bir dönemin muazzam bir imparatorluğunun devamı olarak, takdir ve saygıya layık olduklarını düşünüyorlar.

İnsanlığa, kültür ve medeniyetin gelişimi açısından kattıklarının unutulmasından rahatsızlar.

Peki kendilerini, kimliklerini nasıl tanımlıyorlar?

İranlı olmak denince kimliklerini tanımlamak için 2.500 yıl gerilere, Kral Kirüs'ün devrine, Zerdüştlüğün yaygın olduğu yıllara dek uzanıyorlar mı? Yoksa sadece 1.400 yıl geriye, İslam'ın gelişine dek uzanıp, kendilerini bir İslam milleti olarak mı tanımlıyorlar?

'Arap olmamak'tan kaynaklanan, 'öteki' bilinci, Sünnilerle çevrili bir coğrafyada Şii olarak var olma gerçeği bu algıyı nasıl etkiliyor?

Son yüz yılda İran'ın yani ari insanların ülkesinin yazgısını en çok etkileyen unsurlardan birisi de 'dış müdahale'.

Yakın tarihindeki olaylar ışığında 'tehdit altında olma' algılaması, İran'ı İran yapan bir olgu.

......

800'lere girildiğinde bir zamanlar gücü Kafkasların içlerine, Afganistan üzerinden Hindistan'a batıda ise Tuna boylarına dek uzanan Persler, bu yıllarda Kaçar hanedanı yönetiminde; gerileme devrini yaşıyordu...

İran'ın diğer ülkelerle ilişkilerine hakim olan eğilim, zayıf düşen yönetimin ülkenin temel kaynaklarını yabancılara ucuza satması, ya da kapitülasyonlar ile kullandırması şeklinde gelişen bir acz öyküsüydü...

Tarihin 'şanlı Pers imparatorluğu'nun mirasçıları ise bu duruma içerliyor, siyaset içten içe kaynıyordu...

Toplumun her kesiminden eylemcilere İngiltere'nin de verdiği destek ile 1906'da meşrutiyet ilan edildi.

Ülke bir anda liberal, zamanının örneklerine göre çok ileride bir anayasaya kavuştu.

Bir süreliğine de olsa ülkede umut ve gurur havası esiyordu.

Ancak tam bu sırada İngilizlerle Ruslar ülkeyi nüfuz alanlarına bölüp paylaşmak üzere anlaştılar. Yıl 1907'ydi...

.....

1920'lerde Pers devleti zor bir dönemden geçiyordu.

140 yıldır ülkeyi yöneten Kaçar hanedanı Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz ve Rus askerlerinin işgal hareketlerini takiben iyice zayıflamış; ulema ve ordu saflarında yönetimde değişim talepleri ile hareketlenme iyice artmıştı.

Değişim beklentisini eyleme dönüştürmek için en uygun durumdaki unsurlardan birisi ülkenin tek düzenli ordu birimi olan Kazak Tugayı’ydı.

Tugay’ın sivrilen komutanlarından Rıza Han yanına siyasetin etkili düşünürlerinin desteğini aldı. İngitere'nin de teşvikiyle hükümeti devirdi. Bir süre devam eden Savunma Bakanlığı görevinin ardından 1923'te Şah'ı bir darbe sonunda tahttan indirdi.

Hedef başta bir cumhuriyet kurmaktı. Hemen yanı başlarında, Türkiye’de bir cumhuriyet kuruluyordu. Rıza Han da “modern” bir devlet başkanın olması gerektiğine inandığı gibi, cumhurbaşkanı olmak istiyordu.

Ancak ulemanın direnişi sonunda 1925'te bizzat tahta çıktı: Pehlevi hanedanı başlamıştı.

Rıza Han ülkesinin ayakları üzerinde duran çağdaş bir ülke olmasını istiyordu... Bunun için bir dizi reform yapmaya girişti. Pers devletinin adı bile değişti; İran yani ari insanların ülkesi oldu...

Ancak aradan 15 yıl geçtiğinde, Tahran’ı yabancı askerler işgal etmiş, Rıza Han tahttan çekilerek yerini genç oğlu Muhammed Rıza Şah’a bırakmıştı.

Bu sonucu yaratan sadece Rıza Şah yönetimine İranlıların bakışı değildi. İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayan İngilizlerle Ruslar, Şah’ın Nazilere sempati beslediği gerekçesiyle daha fazla tahtta kalamayacağına karar vermişti.

Üstelik denkleme çıkarlarını etkileyen çok ciddi bir unsur girmişti: Petrol.

İran petrollerini işleten Anglo-İran petrol şirketi, ülkenin kaderinde gitgide daha etkili bir noktaya geliyordu.

Ancak İran’ın ‘siyah altını’ kendi hazinesindense, İngiltere’nin kasalarına gidiyordu.

İranlılar ve İngiltere arasında, Anglo İran petrol şirketinin petrol gelirlerini nasıl paylaşacağı konusunda 1930’lardan itibaren kimi zaman tazelenen tartışmalar bu yıllarda yoğunlaşmaya başlıyordu.

Takvimler 1951'i gösterdiğinde İran’ın yeni milliyetçi Başbakanı Muhammed Musaddık bu petrolün İran’ın hakkı olduğunu dünyaya ilan etti.

.....

1950'lerde İkinci Dünya Savaşı’nı yeni atlatan dünya bu kez de Soğuk Savaş’ı yaşıyordu.

Bu sırada İran’da yeni bir başbakan vardı. Geniş halk desteğini arkasına almış olan milliyetçi Başbakan Muhammed Musaddık, Time dergisinin 1951 yılı kapağını ‘yılın adamı’ sıfatıyla süslüyordu.

Soyu İran’ı yüzlerce yıl yöneten Kaçar hanedanına dayanan, babası da zamanında bakan olan 70 yaşındaki hukukçunun en güçlü siyasi silahı petrolün millileştirilmesi talebiydi.

Aynı yıl İran meclisi bu talebin gerçekleştirilmesi yolunda bir karar aldığında dünya başkentlerinde, özellikle Londra’da büyük bir sarsıntı yaşandı.

Ancak bu plan hayata geçirildiğinde, İran'ın elindeki yetersiz teknik imkanlar yüzünden petrol üretimi durdu.

Musaddık her ne kadar kentli kitleler arasında popüler olsa da, onlar dışındaki hemen herkesi küstürüyordu.

Dahası ABD, Rusların bölgedeki nüfuzunun artmasından kaygılıydı. Musaddık’ın İran’da o günlerde etkili olan Komünist eğilimli Tude (Kitle) Partisi’ni arkasına alması bu kaygıyı iyice körüklemişti.

Eisenhower yönetiminin 20 Ocak 1953'te iktidara gelmesi ardından tüm bu unsurlar gitgide hızlanan bir döngü halini aldı.

Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA öncülüğünde, İngiltere’nin desteğinde Musaddık’ın devrilmesi yönündeki hazırlıklar başladı.

Bu bölümde, İran'da sadece petrolün millileştirilmesine değil aynı zamanda anayasal yönetim fikrine öncülük eden biri olarak görülen Muhammed Musaddık’ı ve kısa süren ancak derin izler bırakan yönetimini ele alıyoruz.

....

1953'te milliyetçi Başbakan Muhammed Musaddık'ın batılı istihbarat kuruluşlarının planladığı şekilde devrilmesi ile, 20. yüzyılda bir kez daha, dış müdahale İran siyasetinin çehresini belirlemişti.

Rejim değişikliğinin bu ilk örneği veya kimilerinin deyimiyle CIA'in ilk darbesi, bir süre batının çıkarlarına pek iyi şekilde hizmet etti. Yeni hükümetle yapılan petrol anlaşması; gelirlerin yarısının yabancı karteller elinde kalmasını güvenceye aldı.

Batılı diplomatlar arasında tam bir zafer havası vardı. Ama bunun bedelini demokrasiye yönelik adımları bir kez daha sekteye uğrayan İran ödüyordu...

Petrol sektörünü millileştirme, kendi yetkilerini sınırlama hamleleri karşısında Başbakanı'nı mat eden İran Şahı'nın da özgüveni yerine gelmişti...

Ülkesinin kaderini çizmekte daha etkin rol almaya soyunuyordu...

"Özgürlük ve bağımsızlık için bir kale olmak"tan, söz eden Şah Rıza Pehlevi, artan petrol gelirlerini kullanarak, ülkeyi süratle dünyanın en kalkınmış beş ülkesinden bir haline getireceğini ilan etti.

Bu hedefe ulaşılmasını sağlayacağı söylenen vizyonun adı 1963'te kondu: "İnkilap-ı Sefid" ya da "Beyaz Devrim"...

....

1906'da liberal bir anayasa hazırlanması ile sonuçlanan Meşrutiyet (İnkılab-ı Meşruta) ve Muhammed Rıza Pehlevi'nin Beyaz Devrim'i (İnkılab-ı Sefid) sonrasında, İran 1970'lere girildiğinde yeni bir devrime doğru gidiyordu.

Şah bu sırada katlanan petrol fiyatlarından yararlanıp yoğun şekilde silah satın alıyordu. Ekonomi aşırı ısınmış ve resesyon başlamıştı. Entelektüeller ya sürgünde ya hapisteydi. Toplumsal yaşama baskı hakimdi. Modern sanayi, ekonominin temel direği çarşıya zarar vermişti.

Toplumdaki huzursuzluklar din adamlarının değişim çağrılarına güç kazandırıyordu.

Özellikle sürgüne gönderilmiş olan Ayetullah Humeyni'ye kulak verenlerin sayısı giderek arttı.

Milyonlarca kişinin sokaklara dökülüp Şah aleyhinde gösterilere girişmesi uzun sürmedi.

Bunu çatışmalar, ölümler, cenazeler, yeni eylemler izledi.

Dünya medyası, Şah'ın başlıca siyasi rakibi olarak sivrilen Humeyni'ye kulak vermek üzere Paris'in Neuf le Chateau banliyösüne koşuyordu.

Şah'ın önünde pek bir çıkış kalmamıştı. Son aşamada askeri yönetime yönelmesi de sonuç vermedi.
...

1 Şubat 1979'da Tahran’da müthiş bir hareketlilik vardı. Şah Muhammed Rıza Pehlevi, iki haftadır ülkede değildi...

Ayetullah Humeyni ve beraberindekiler ise 14 yılı aşkın sürgün hayatı sonunda, ülkeye dönüyordu.

Sevinç, milliyetçilik ve batı karşıtlığından oluşan bir rüzgarı arkasına alan Humeyni’yi coşkulu kalabalıklar karşıladı.

Bunlar İran'da umut günleriydi. Siyasi düşünceleri temelde farklı olsa da İranlıların çoğu ülke tarihinde yeni ve parlak bir çağ başladığını düşünüyordu.

Ancak Paris'teyken din adamlarının iktidarda rol oynamayacağından söz eden Humeyni, fikir değiştirmiş görünüyordu.

Monarşi’nin yerine kurulacak İslam cumhuriyetine zemin olan anayasa taslağı başta düşünülenden farklı bir çerçeveye oturdu.

Devrimin ilk yılı tamamlanmadan, ülkenin yeni anayasasını hazırlama, ilk cumhurbaşkanını seçme hazırlıkları yapılırken dünyanın gözleri yeniden ülkeye döndü.

ABD Büyükelçiliği 4 Kasım'da İranlı öğrenciler tarafından işgal edildi. İçerideki 66 Amerikalı rehin alındı.

444 gün süren rehine krizi sadece ABD – İran ilişkilerini hala onulmayan bir şekilde yaralamakla kalmadı, geçici hükümet içindeki daha liberal unsurların tasfiyesiyle sonuçlandı.

Bu günlerde Şii İran'a hiç de dostane duygular beslemeyen Saddam Hüseyin ise Irak'ta olup bitenleri gözlüyordu. Ona göre ulemanın devrimi tazeydi, denenmemişti, muhtemelen oturmamış ve zayıftı.

İran'ın kavgadan kaçınmayacağı düşünülürse, vurmak için doğru bir zamandı. Bu düşünceler sekiz yıl sürecek İran-Irak savaşının başlamasıyla sonuçlandı.

....

1980 sonbaharında, yüzlerce yıllık krallık yönetimine son vermiş olan İran'da, bu ortak düşmanın ortadan kalkması ardından muhalefet hareketi parçalanmış, içeride siyasi hizipler arasında çekişme ortaya çıkmıştı...

ABD Büyükelçiliğine yönelik işgal eylemi yüzünden rehine krizi yaşanıyordu. Ve ülke bu sırada komşusu Irak'a karşı savaşa girmişti....

BM Güvenlik Konseyi, bir süre eylemsiz kaldıktan sonra nihayet ateşkes çağrısı yaptığında da asıl sınırlar yerine bulunulan noktada ateşkese gidilmesini istedi. Alınan kararların etkisizliği bir yana, Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi birden, savaşın her iki tarafına silah sağlıyordu.

İranlılar için dışarıya bakışta tüm dünyanın kendilerine karşı olduğu düşüncesi hakim olurken, içeride ulema İran'ın kimliğini şekillendiriyordu.

Şah’ın yıllar yılı batılı yaşamı telkinleri ardından İranlıların yaşamında şimdi pek çok batılı unsur yasaktı. Şah döneminin Savak’ı artık yoktu ama ahlak polisi ya da Besiçler vardı.

Günümüzde pek çokları devrim aleyhtarı olmadığınız sürece, İran’da siyasi özgürlük olduğunu, sesinizi duyurmanın ve siyasetleri değiştirmenin yolları bulunduğunu savunuyor.

İran siyaseti konusunda uzman araştırmacı Nikki Keddie dış dünyanın İran'da olup biten gerçek değişimlere sırt çevirdiği kanısında.

Bir zamanlar Humeyni'nin danışmanı ve dışişleri bakanı olan, şimdiyse rejimin başlıca muhalifleri arasındaki İbrahim Yezdi "İran'da devrimin öyküsü daha bitmedi." deyip ekliyor:

“Hiç kimse de 1979 devriminin nihai sonucunun ne olacağını bilemez. Bu devam eden bir süreç. Biz İranlılar, er ya da geç İran'ın demokratik bir devlet olacağına inanıyoruz.”

Ancak batılı liderler bunu beklemeye hazır görünmüyor. ABD ve İngiltere liderlerinin yaptığı açıklamalara kulak verirseniz, İran'ın hala sorunların kökeninde görüldüğü ortaya çıkıyor.

İran’ın son yüz yılında üç devrim, batının eliyle yapılan dört müdahale ve bunlar kapsamında meydana gelen iki rejim değişikliği var.

Bu diziyi hazırlarken görüşüne başvurduğumuz tüm uzmanlar İran karşısında başarısız olmaya mahkum tek siyasetin yeni bir dış müdahale olacağı konusunda hemfikir.

Tüm ülkeyi köktencilerin arkasında toplayacak bir şey varsa, o da yeni bir dış müdahale ya da rejim değişikliği yolunda bırakın bir girişimi, bir olasılık oluşması diyorlar...

yukarda okumus oldugunuz yazi

http://www.bbc.co.uk/turkish/specials/2012_iranseries/page3.shtml
alinmistir,

isteyenler ayni sayfadan sesli ve turkce olarak dinleyebilirler,
burda aktardiklarim sesli anlatima gore .